Hüseyin Ulusal Ferşatoğlu Endülüs Notları

ENDÜLÜS  NOTLARI

Hüseyin Ulusal Ferşatoğlu
 
5 Aralık 20014

Bugün saat 10:00'da Ankara Esenboğa havaalanından hareket ettik. İspanya’nın en batı ucundaki şehirlerden biri olan Sevilla'ya 5 saatlik bir uçak yolculuğundan sonra saat 14:00'te ulaştık. Sevilla havaalanında bizi otobüslerle karşıladılar. Toplam 4 otobüslük Endülüs yolcusu vardı. Bizim otobüsün sorumlusu İslam Tarihçileri Derneği Başkanı Prof. Mehmet Şeker Hocamızdı. Yaklaşık beş saatlik otobüs yolculuğundan sonra Tarık bin Ziyad'ın İspanya’ya çıkarma yaptığı Cebel-i Tarık Boğazı'na geldik.

Cebel-i Tarık tepesini arkamıza alarak fotoğraf çekildik sonra iki saatlik bir otobüs yolculuğu daha yaptık ve otelimize yerleştik.
Denizin düz bir sahili vardı. Arkamızda bugün İngiliz üssü olarak kullanılan Cebel-i Tarık Tepesi bütün tarihi gizemiyle bekliyordu.
Fotoğraf çektirdiğimiz mekânda İslam komutanı Tarık b. Ziyad o meşhur konuşmasını yapmıştı. İslam ordusunun geri dönme ümidini kırmak ve cihat ruhunu canlandırmak için gemilerinin yakıldığı sahillerdi buralar.

İlk günün yorgunluğundan dolayı uykumuz geldi. Otelin yemekleri Türk mutfağı dikkate alınarak hazırlanmıştı. Bu yüzden yemekler idare ederdi. Ymekten sonra odalarımıza çıktık ve istirahate çekildik. Yarın saat 8:30'da el-Hamra sarayına hareket edeceğiz.
 
 6 Aralık 2014

Saat 8:30'da Granada'ya hareket ettik. Eski adıyla Gırnata.
El-Hamra sarayı için biletlerimizi aldık. El-Hamra Sarayı'nı önce yazlık sarayı daha sonra Kışlık Sarayı olmak üzere detaylı bir şekilde gezdik.

Saray duvarlarındaki işlemeler ve La Galibe İllallah yazısını çok dikkat çekici bulduk. Havuzlu bahçe ve harem bahçesi, duvar süslemeleri özellikle bahçedeki yaban mersini bitkisinden şekillendirilerek bitki duvarı haline getirilmiş olan süslemeler dikkatimizi çekti. Saray kompleksinin içinde tamamen batı esintisi mimari tarzda yapılan ve asla içinde oturulmayan saray bozuntusu ucube yapı El-Hamra’nin güzelliğini bozmuştu. Bu yapıyla o zamanki Osmanlı’ya, burası benim artık, mesajı verilmeye çalışılıyordu.

Saraydan çıkarken Gözyaşı tepesi diye adlandırılan son Endülüs halifesi Ebu Abdurrahman'ın şehri teslim ettikten sonra geriye dönüp şehre bakıp ağladığı tepe  karşımızda duruyordu. Tarık b.  Ziyad'ın kayası, zafer kayası; bu tepenin üstündeki  kaya da belki, gözyaşı kayası, olarak adlandırılabilir.

Daha sonra İskoç asıllı Müslüman alim Abdulkadir es-Sufi'nin yaptırdığı ve o zamanki Müslüman mahallesinin içinde olan camiyi gezdik camiden ziyade küçük bir mescidi andıran bu yapı en azından bir İslam esintisi olarak içimizi biraz olsun ferahlattı. Daha sonra o zamanki yerleşimi andıran ve aslına göre restore edilen Müslüman mahallesinde gezdik. Birbirine yapışık evler, dar sokaklar ve sokaklarda su akışını ayarlayan su sistemlerini dikkat çekici bulduk.

Ekibimize bu ziyaretten sonra serbest zaman verilmişti. Alış veriş için Granada’nın şehir merkezine geldik. Şehir tamamen değişmiş. İslam tarihi adına dikkatinizi çeken hiçbir şey yoktu. Ama yine de alış veriş gezintisi yaparken süslemeleri el- Hamra sarayını andıran bir medreseye geldik. Metruk vaziyette olan medrese aradan geçen onlarca asra rağmen hala ayakta duruyordu.
Serbest zamandan sonra iki saatlik  otobüs yolculuğu yaparak tekrar otelimize döndük.

7 Aralık 2014

Bugün yine saat 8:30'da otelimizde ayrıldık ve Endülüs’ün o zamanki en önemli şehirlerinden birisi olan Kurtuba'ya, bugünkü adıyla Cordoba'ya ulaştık.

Kurtuba’ya vardığımızda ilk önce 1000'li yıllarda Emevi halifesinin ormanla kaplı dağın eteğine yaptırdığı ve Kurtuba'yı yukarıdan gören Medinetü’z-Zehra sarayının kalıntılarını ziyaret ettik . Saray'ın her tarafı ortaya çıkarılmamış durumdaydı. Aşağıdan otobüslerle saraya ulaştık. Daha sonra şehrin merkezine indik. Şehre indiğinizde ilk önce nehrin üzerine kurulmuş olan Kurtuba camisinin kenarından geçen nehrin üzerinde yapılmış olan kemerli köprüyü gördük. Bu kemerli köprünün üzerinde kurulan çark sistemiyle o zamanlar suyun nasıl yükseltilerek şehre aktarıldığına şahit olduk. Su gücüyle dev çark döndürülüyor. Çarkın içindeki dev kovalarla su yukarıya taşınıyor. Yukarıya çıkarılan su depoya boşaltılıyor. Depoda yükseltisi sağlanan su belli bir eğimle şehre aktarılıyor.

Küçük bir şehir gezintisinden sonra saat 15.00'te Kurtuba camiisi için ayrılmış olan randevumuza geldik. Biletlerimizi aldık ve Kurtuba camisinin içine girdik. Cami olmasına cami olarak yapılmış ama bozabildikleri kadar bozmuşlar burayı. Her tarafını Hristiyanlık motifleriyle ve heykelleriyle donatmışlar ve dev bir katedrale çevirmişler o güzelim camiyi. Kıbleye doğru dikey olarak sıralanan sütunlardan sonra mihrap tüm güzelliğiyle ve ihtişamıyla karşımızda duruyordu.

Özellikle kırmızı renkler mihrap süslemelerinde çok dikkat çekiciydi. Mihrap demir parmaklıklarla adeta hapsedilmişti. Camiyi bu halde görmek istisnasız ekibimizdeki herkesi hüzünlendirmişti. Caminin her tarafına Hıristiyan heykelleri, Meryem ana ve papaz  motifleri işlenmişti. Hatta caminin dışarıdaki cemaat için yapılmış olan dış avlusu sırf camiyi andırmasın diye ağaçlarla kapatılarak park haline getirilmişti.
Cami ziyaretinden sonra yine caminin etrafında bulunan o zamanki yerleşimi çok net şekilde andıran Müslüman mahallelerinin içinde gezdik. Müslüman Mahallesi, diyorum ama bugün o mahalleden insanlarıyla ilgili olarak eser yok. Sadece evler ve sokaklar restore edilmiş haliyle duruyor.
Mahallenin sokaklarının bir bölümünde işkence müzesi olarak adlandırılan o zamanki insanlara, suçlulara, Müslümanlara eziyet ve işkence için kullanılan müzeyi gezdik.
Bu ziyaret  hepimizin kanını dondurdu. Mümin olmayan bir insanın nasıl insanlıktan çıkıp zalimleşeceği ve gaddarlaşacağını ibretle görmüş olduk.
Kurtuba camisinin yerleşimini ve etrafındaki o zamanki Müslümanların yaşam biçimini andıran mahalleleri, küçük evleriyle dar sokaklarıyla bana çok sempatik geldi. İçimden şöyle geçirdim:
O zamanki haliyle mahallelerde Müslümanların yaşadığı, Kurtuba camisinin cami olarak muhafaza edildiği ve 27.000 kişilik cemaatin aktif olarak camiye gidip geldiği bir İslam çarşısı bir Müslüman mahallesinin canlı olarak kendini koruduğu o zamanki mahallede bugünkü duygularımla yaşamayı çok isterdim.

Camiden ve Kurtuba'dan ayrılırken birilerinin bana ait olan bir Şehri ve ibadethaneyi işgal edip her tarafını yağmaladığı izlenimi vardı içimde. Böyle duygular içinde bu mekândan hüzünlü bir şekilde ayrılıyordum.
Umarım İslam Tarihçileri Derneği örnek alınarak yapılacak olan bu tür kültür ziyaretleri Müslümanların içindeki bilinç ateşini hareketlendirir ve bu günleri tekrar yaşamamak için gayretlere sebebiyet verir.

8 Aralık 2014

Bugün dönüş günümüz.
Saat 9.30’da otelimizin önünden Sevilla'ya hareket ettik. Sevilla’da Elkazar- eski adıyla el-Kasr sarayına gittik. Burası İspanya için kraliyet Sarayı olarak kullanılan bir yer. Endülüs döneminde el-Hamra sarayını yapan Müslüman sanatkârlara yaptırılan ve içinde İslami, Musevi ve Hristiyanlık motiflerinin yer aldığı ilginç bir sarayı ziyaret ettik.

Sevilla’ya girdiğinizde eski İspanya krallığının gücünü çok daha iyi anlayabiliyorsunuz. Sevilla'daki eski Müslüman mahallelerini tek tek gezdik o mahallelerde yaşayan Müslümanların durumlarını anımsadık ve eski zamanlara gittik. Sevilla'nın merkezinde bulunan Ulu Caminin yıkılarak maalesef devasa bir katedral yapılmış olduğunu gördük.

İspanya’da bu tür eski tarihi camilerin kiliseye çevrildiğini çok çok görürsünüz.
İnsan kendi kültürüne ait bir şeyin başka bir kültüre dönüştürüldüğünü görünce hoş olmayan ve tarif edilemeyen duygular içine girebiliyor.
Sevilla ziyaretimiz saat 16.00 gibi tamamlanınca ekibe serbest zaman verildi. Serbest zamanda şehri biraz dolaştık ve şehrin ortasından geçen Guadalakebir nehrinde bir gemi turu yaptık. Şehir sahilden 80 km. içerde olmasına rağmen bu nehir sayesinde gemiler şehre kadar gelebiliyor. Hatta meşhur Kristof Colomb’un Amerika’ya buradan hareket ettiğini ve döndüğünde altınları, ganimetleri ve getirdiği esirleriyle tekrar buradan şehre döndüğünü öğrendik. Saat 18.00 olunca bütün İspanyollar sokaklardaydı.

İnsanlar adeta evlerinde yaşamıyormuş sokaklarda yaşıyormuş gibi düşünüyorsunuz. Çoluğunu çocuğunu alan çarşıya alışverişe ve gezmeye çıkıyor. Bu saatlerde sokaklarda ve caddelerde yürümek neredeyse imkânsız. Saat 20.00’de Türk konsolosluğunun önünde buluştuk. Buradan havaalanına hareket ettik. Gerçekten İspanya ziyareti çok verimli geçti. Emeği geçen İslam Tarihçiler Derneği'ne ve onun başkanı Prof. Dr. Mehmet Şeker hocamıza teşekkür etmeden olmaz.

Böyle harika ve verimli bir seyahati gerçekten ekonomik sayılabilecek rakamlarla gerçekleştiriyor olmak sanırım bir ayrıcalıktır.
Ekibimizde üst düzey profesörler İslam tarihçileri, sanat tarihçileri, milletvekilleri ve birçok bilim adamı vardı. İspanya seyahati tahmin etmediğimiz ve hayal edemeyeceğimiz duyguları içeren bir seyahat oldu.
Emeği geçenlere sonsuz teşekkürler….
Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam19
Toplam Ziyaret35469